TÜRK DİYANET VAKIF SEN BURSA ŞUBE BAŞKANI HİLMİ ŞANLI’NIN 5.OLAĞAN GENEL KURULDA YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMANIN METNİDİR.02.11.2013
Kongremizin Yönetiminden Sorumlu Sayın Divan Başkanı ve Değerli Üyeleri,
Bursa’mızın Her Köşesinden Bereket ve Güzellikleri Bu Salona Taşıyan Sayın Misafirler,
Türkiye Kamu-Seni ve Türk Diyanet Vakıf-Sen’’i Yükseltme idealinden Asla Taviz Vermeyen Fedakâr Dava Arkadaşlarım,
Vatan , millet,din Sevgisinin ve Ülke ve ilke Mücadelesinin Eşsiz Temsilcileri Yiğit Meslektaşlarım,
Asaletin, Zarafetin ve Nezaketin Simaları Olan Muhterem hanımefendiler,
Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,
Medyamızın Her Biri Birbirinden Kıymetli Temsilcileri,
Bugün Bursa başka güzeldir,
Bugün Bursa bir başka anlamlıdır.
Bugün Bursa bir başka görünmektedir.
Bugün Bursa Hak mücadelesi hareketimizin sevincine ev sahipliği yapmaktadır.
Bugün Bursa’da Türk Diyanet Vakıf Sen’lilerin kalp atışları gök kubbeyi çınlatmaktadır.
Millet ve devlet bekası için üzerine düşen sorumluluğun her zaman idrakinde olmuş, ülkesini ve kutsallarını canından aziz bilmiş Türk Diyanet Vakıf-Sen Bursa Şubesinin 5. büyük buluşmasını nasip eden Yüce Allah’a şükürler olsun.
Konuşmamın başında; bu salona teşrif etmiş , her bir konuğumuzu en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Sendikamızın 5 olağan genel kurulu’ nun hayırlı, uğurlu olmasını ve başarılarla geçmesini Rabbimden niyaz ediyorum.
Ne Mutlu bizlere ki, Bursa’mızın tüm güzellikleri, tüm hasletleri bugün Osmanlı’nın payitahtında toplandı.
İlimizin her köşesinden Din ve Diyanet sevdalıları buraya, bu salona koştu.
Doğrunun, dirayetin, düzgün bakışın, dik duruşun ve dürüst anlayışın arşa ulaşan timsalleri Merinos’ta birleşti.
Yurdumun umutları, İslam’ın beklentileri buraya yöneldi.
Ezilen, itilen çalışanlarımız, çare bekleyen garibanlarımız, tutunacak dal arayan biçarelerimiz dikkatlerini Merinos’tan yükselecek sese odaklandırdı.
Borçlarının altında ezilen , ayın başını getiremeyen , hakları çiğnenen umut parıltısı arayan memurumuz Bursa’’dan çıkacak gür çağrıya kilitlendi.
Yetimlerimiz, düşkünlerimiz, emeklilerimiz ve bir çare bekleyen insanlarımız bu salondan fışkıracak ruha dikkat kesildi.
Bursa’mızın her yöresinden mis kokuları getirdiniz.
Nehirlerimizin akışını, dağlarımızın gizemini ve ovalarımızın enginliğini getirdiniz.
Kardeşliğin, kadirşinaslığın ve kaderdaşlığın bağlarını getirdiniz.
Üç kıtada at sürmüş kutlu ceddimizin anılarını, ideallerini ve yüksek hedeflerini getirdiniz.
Tuna’nın haykırışını, Mostar Köprüsü’nün gözyaşlarını, Evladı Fatihan’ın özlemlerini getirdiniz.
Horasan’dan erenlerin, Balkanlar’dan dervişlerin, Anadolu’nun mazisinden Bacıyan-ı Rum’un mütevazılığını ve tüm Allah dostlarının soluğunu getirdiniz.
Sufilerin aşkla kavruluşunu, semahla açılan ellerin hayır duasını ve milletimin tüm değer ve zirve isimlerini getirdiniz.
Ötüken’den mukadderatı, Mekke’den mukaddesatı, Orhun’dan çağları aşan kutlu mesajları getirdiniz.
Şeyh Edebali’nin duasını, Akşemsettin’in maneviyatını, Molla Gürani’nin hidayetini, Ebu Suud Efendi’nin tarafsızlığını getirdiniz. Sefa Geldiniz.
Hz. Ebubekir’in sadakatini, Hz. Ömer’in adaletini, Hz.Osman’ın şehadetini ve Hz. Ali’nin aslanlığını temsil ettiniz.
Milletimizi gururla sahiplendiniz, Peygamber efendimizin tebliğini kalbinizle benimsediniz ve geleceği fedakârlıklarla inşa ettiniz.
Hoş geldiniz, şerefler Verdiniz.
Muhterem Konuklar;
Değişimin hızlı yaşandığı ve teknolojinin hızla geliştiği dünyamızda insan hakları toplumların artık ihmal edemediği bir hayat gerçeği olarak sosyal hayatta önemli bir kabul görmektedir.
İnsan haklarına saygı artık ülkelerin uygarlık düzeylerinin en belirgin ölçüsü haline gelmiştir.Din,dil,ırk ve siyasi görüş ayrımı olmaksızın her insan aynı temel haklara ve özgürlüklere sahiptir. Bu gün insan hakları devletlerin iç meselesi olmaktan çıkmış tüm insanlığın meselesi olmuştur. İnsan hakları bir kültürdür. Bu mücadele bazı siyasi kuruluş,grup ve birkaç sivil toplum örgütünün mücadelesi değildir. Bu mücadele daha güzel bir Türkiye için her bireyin katkıda bulunması gereken bir mücadeledir.
Amaç her vatandaşımızın insan olmaktan kaynaklanan temel hak ve hürriyetleri yaşayabilmesidir. Kamuoyu ve sivil toplum örgütleri insan hakları mücadelesinde büyük mesafe kat etmiştir.
Unutmamak gerekir ki başkalarının huzurunu kaçıranlar, kendileride huzur ve güven içerisinde yaşayamazlar. İnsanlığın kurtarıcısı Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) de İnsanları: “Allah’a, ailesine, Müslümanlara ve içerisinde yaşadığı topluluğa karşı sorumluluklarını yerine getiren, kendisinin ve başkalarının hukukuna riayet eden fertlerden oluştuğu,kimsenin zulüm yapmadığı ve zulüm görmediği,hak, adalet ve hürriyet prensipleri ile kardeşliğin,birlik ve barışın hakim olduğu,kimsenin aşağılanmadığı,sevinç ve üzüntülerin paylaşıldığı,fertler arasında dayanışma ve dostluğun hakim olduğu,fert ve devlet arasındaki ilişkilerde merhamet,hak ve adalete uyulmasına” davet etmiştir.
Sayın Misafirler; Kıymetli delegasyon;
4688 sayılı kanunun 5. Maddesinde Diyanet ve Vakıf hizmet kolunda biz çalışanlar için sendikal faaliyetlerde bulunma imkanı sağlanmıştır. Bu faaliyetlerde amacımız; insanlık haysiyeti ile uyumlu,adil ücret,huzurlu çalışma hayatı,iş güvenliği ve mesleki saygınlık için onurlu,dürüst,ilkeli ve kararlı hak mücadelesidir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)’in “kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmiyorsa kalben buğz etsin. Buda imanın en zayıf derecesidir.” Buyruğu gereği Haksızlığı ellerimizle düzeltmek için sendikal hareket bir fırsattır.
Sendikacılığın özü de buradadır. HAKKI gerektiği gibi tesis ettirebilmektir. İnsanlık haysiyetimiz, şikâyetçi olduğumuz olumsuzlukları ortadan kaldırmak, görev ve sorumlulukların yanında hak ve taleplerimizin dikkate alınması , helallerin en helali emeğimiz ve verdiğimiz hizmetin değerinin karşılık bulması için; Demokrasinin ve medeniyetin sağladığı araç olarak sendikalaşmak zorundaydık.
Saygıdeğer Konuklar;
Camilerimizin hayatımızda, kültürümüzde ve medeniyetimizde çok önemli yeri vardır. Dini ve milli değerlerimizin yaşandığı ve yaşatıldığı ahlak ve edebin öğretildiği insani ilişkilerde inceliğin, fedakârlığın, birlik ve beraberliğin, dostluk ve kardeşliğin, paylaşma ve dayanışmanın tecelli ettiği, büyük küçük herkesin hayatında hatırası bulunan bizim evimiz dediğimiz, yükselen kubbeleri ve minareleri ile sanatın her türlü güzellik ve zarafetinin işlendiği, gök kubbeyi inleten ezanları ile Vatanımızın tapusu ve mührü olan nezih ve mübarek mekânlarımızdır. Ecdadımız ve milletimiz camilere saygısını sanatın en ince güzelliklerini nakşederek göstermiştir. Bunu da Tövbe Suresi’ nin 18. Ayetinde: Yüce Rabbimizin “Allah`ın mescitlerini, ancak Allah`a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah`tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.” buyruğundan almıştır.
Camiler sadece ibadetlerin yerine getirildiği mekânlar değil, aynı zamanda sosyal bütünleşmenin ve dini aydınlanmanın gerçekleştirildiği, sosyal konuların ele alındığı mekânlardır
Din hizmetlerini yerine getirmekle yükümlü olan insanlara Din Görevlisi denir. Din Görevlisi kendi cemaati ile değil Toplumun herkesimi ile iletişim kuran ve onlara dini ve ahlaki mesajın ulaşmasını sağlayan kişidir.
Vatanımızın her köşesinde ve yurtdışında en zor şartlarda bile olsa mesai kavramı tanımadan görev yapan, insanlarımızla iç içe yaşayarak dertleri ile dertlenen, aralarında uzlaştırıcı ve bütünleştirici bir tutum sergileyen, dini konularda onları aydınlatan ve sosyal problemlerine çözüm arayan, sorumluluk bilincini hiçbir zaman kaybetmeyen din görevlilerimizin din hizmetinde ve milletimiz hayatında inkârı mümkün olmayan önemli bir yeri vardır.
Din görevlilerimiz milletimizin en karanlık günlerinde camilerdeki mihrap ve minberden milli mücadeleye katkı ve destek sağlamış, deprem, sel ve yangın gibi afetlerde öncülük ve önderlik yapan gönül elçileri, yeni doğan çocuklarımızın kulaklarına ezan okuyup ismini koyan, doğum ve sünnet merasimi mevlitlerini okuyan, aile oluşumunu sağlayan, düğün nikâh merasimlerinde dini merasimleri paylaşan ,hayatımızın sonunda ebedi âleme arıtıp yolcu eden, milletimizin en sıkıntılı günlerindeki en vefalı dostlarıdır.
Din görevlisi, görev yaptığı camiye gelen misafirlerini ağırlayacak, onların oturabileceği ve ikramlarda bulunacağı, arandığında irtibat kurulacağı telefonu, kendisine sorulan dini sorulara cevap verecek eserleri olan kütüphanesi, bilgisayarı olan, büroya kavuşturulmalıdır.
Din görevlisi sahipsizlik ve ilgisizlikten olumsuz etkilenmekte, gayreti ve verimi düşmektedir. Din görevlisine kurumu ve amiri sahip çıkmalıdır. Din görevlisi siyasetçiye, hatırlı seçmene, dernek başkanına ve muhtara kurban edilmemelidir.
Din hizmetinde karşılaşılan problem ve başarısızlığın hesabı din görevlisine çıkartılmamalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı Merkez ve Taşra yöneticileri çağın ihtiyaçlarını dikkate alan din hizmeti planlamalıdırlar. Her konumdaki personeline ihtimam göstermelidir. Merkez yöneticileri taşra yöneticilerini, taşra yöneticileri de din görevlilerini dinleyerek problemleri tespit etmeli ve çözüme kavuşturulmalıdır. Yöneticiler talep ve eleştirilere açık olmalıdır. Din görevlileri kabiliyetlerine göre din hizmetine katkı sağlamaları için teşvik edilmeli ve özgüven aşılanmalıdır.
Türkiye Diyanet Vakfı sahip olduğu imkânlarıyla, bu imkânda kanı teri ve emeği olan Diyanet çalışanlarına hizmeti esas almalıdır. Her ilde misafirhane, kütüphane, toplantı ve sohbet salonları bulunan tesisler inşa etmelidir. Diyanet personelinin okumakta olan çocuklarına burs ve imkânlar sağlamalıdır.
Milletimiz ve insanlığa saygısı olan herkes din görevlisine değer vermeli ve saygı göstermelidir. Devletimizin yöneticileri, Basınımız ve Sivil kuruluşlarımızın yetkililerinden Hıristiyan ve Yahudi Din adamlarına gösterdikleri saygı ve ilgiyi bize de göstermelerini beklemekteyiz. Din görevlileri sadece cenaze esnasında ve törenlerde dua etmek için aranmamalı.
Din hizmetlerinin halkımızın nezdinde ki saygınlığını korumak ve geleceğini güvence altına almak için; Din hizmetlerinde yapılacak her türlü atamalarda bilgi liyakat ehliyet ve temsil tek ölçü olmalıdır. Bölgecilik hemşericilik veya politik ve ideolojik mülahazaların bu önemli camianın kapısından içeri girmesine izin verilmemelidir. Aşağıda sıralayacağım konular ile ilgili sürekli takipte olduğumuzun bilinmesini isterim.
ÇALIŞMA ŞARTLARI
1- Amir-Memur ilişkilerinin ilgisiz, sert ve küçümseyici tavırlardan dolayı gergin bir şekilde sürdüğü, idarecilerle diyalog kurulamadığı, görevlilerin dertleri, acıları ve mutluluklarının amirlerince paylaşılamadığı,
2- Tayin taleplerinin objektif kurallarla yerine getirilememesi sebebiyle, görevlilerin siyasetçi ve hatırlı insanların peşinde koşmalarının ve tavassut arayarak baskı kurulmasının din ve Diyanete yakışmadığı,
3- Kurumsal mensubiyet sağlanması yönünde gerekli önlemlerin alınmadığı, kurumca personelin sahiplenilmediği, çalışanlarla kurumları arasında mensubiyet şuurunun geliştirilemediği,
4- Lojmanların yokluğu veya yetersizliği sebebiyle müftülüklerce yapılan yazışmalar üzerine tahsis edilen ve ikamet edilen Vakıflar Bölge Müdürlüğüne ait lojmanlardan geriye dönük ecri misil ücret istendiği ve icra yoluyla alındığı,
5- Camilerde sık sık yardım toplatılması üzerine cemaatten gelen tepkiler sebebiyle görevlilerin huzursuz oldukları ve imajlarının zedelendiği,
6- Vaizlerin ve murakıpların göreve gidiş-gelişlerinde müftülük hizmet araçlarından faydalandırılmasının gerektiği,
7- Hac ve umre görevlendirmelerinde, idarenin uygulamalarından dolayı rahatsızlıkların had safhaya ulaştığı, özellikle umre konusunda görevlilerin pazarlamacı konumuna düşürüldüğü, görevlerini aksatmak bahasına umreci toplamak için ev ev ziyarette bulunularak cemaatin rahatsız edildiği ve bu durumun bazı müftülerimizce de itiraf edildiği,
8- Aynı işi yaptıkları halde, sırf umre ve hac işlerinde çalıştıklarından dolayı GİH sınıfında çalışan memurlar arasında ücret dağılımında dengesizlik bulunduğu, bu sebeple aralarında büyük kıskançlıkların ve huzursuzlukların oluştuğu gözlemlenmektedir. Alternatifi olmayan memur profili oluşturmak yerine, büro hizmetlerinde çalışan memurların hac ve umre işlerinde münavebeli olarak görevlendirilmelerinin onları üst görevlere hazırlamanın yanı sıra adil bir davranış olacağı ve çalışma barışına katkı sağlayacağı,
9- Yaz kursları seminerlerinin okullar tatil olmadan önce yapılmasının uygun olacağı, yaz kurslarının son haftalarında öğrenci sayısının 15’ten aşağı düşmesi sebebiyle öğrenci okutan görevlilere ücret ödenmediği,
10- İlimizin en ücra köşelerine kadar çok geniş yelpazede hizmet sunan tek Devlet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin çocuklarının eğitim durumları sebebiyle büyük sıkıntılar yaşadığı ve ailelerin parçalandığı, ayrıca görevleri ile ilgili işlerini takip etmek, hastalık tedavisi ve çocuklarının ihtiyaçlarını temin etmek üzere il ve ilçelere gittiklerinde kalabilecekleri bir sosyal tesisin bulunmadığı,
11- Aylık mutad toplantılarda; bazı idarecilerce toplantı, maksadı dışına taşınarak görevlilerin sorgulandığı ve imtihan edildiği hatta daha ileri gidilerek görevlilerin azarlanarak insan onuruna yakışmayan tavırlara maruz bırakıldığı,
12- Bir çok görevlimizin, yerine görev yapacak birini bulmak şartı sebebiyle haftalık ve hatta yıllık izinlerini kullanamadığı,
13- Sağlık kurulu raporlarına istinaden yapılacak tayinlerin, kişilerin mesleki durumları ve atanacakları camiler göz önüne alınarak ve hastanın ölümü beklenmeden öncelikle yapılmasının gerektiği,
14- Görevlilerin bilgi almak veya her hangi bir konu ile ilgili dilekçe vermek üzere gittiklerinde dairesinde muhatap bulamadığı,
EĞİTİM KONUSUNDA
Toplumu Din konusunda aydınlatma görevi bulunan Din görevlilerinin bu görevi yürütürken bilgili ve donanımlı olması gerektiği, bunun için de bilgi ve görgüsünü arttırmak üzere eğitime alınmasına ihtiyaç vardır. Ancak eğitim ciddi bir hizmet olup uygun yer ve zamanda personelin ihtiyaçları karşılanarak yapıldığında sonuç alınır.
1- Hizmet içi eğitim kurslarının görevlilerin içinde bulunduğu imkan ve şartlar dikkate alınmadan plansız ve programsız yapıldığı,
2- Hizmet İçi Eğitim Kurslarına müftülerin şahsen sevmediği personeli göndererek intikam aldığı, dolayısıyla bu kursların personele eziyet olarak değerlendirildiği,
3- Her müftü değişikliğinde mahallinde sil baştan hizmet içi eğitim kursu düzenlendiği, belediye hudutları dışından gelen personelin yol ve iaşe ihtiyaçları karşılanmadığı ve mali külfet getirdiği için katılmak istemedikleri, zorla katıldıkları kurslarda, ders verenler ücret alırken çalışanların harcırahlarının ödenmediği gibi dini nasihatle hak ve hukukun verilmemesi için kılıf arandığı,
4- Personelin bilgisini arttırmak ve kendisini yetiştirmesi ve yenilemesi için eğitimin gerektiği, ancak bu eğitimde dayatma şeklinde yaklaşım yerine özendirme ve sevdirme şeklinde tavır alınmasının sağlanması gerektiği,
5- Aylık mutad toplantılarda bazı idarecilerce görevliyi küçük düşürmek amaçlı ezber okutularak ve sorular sorularak eğitim yapıldığı, böylece görevlinin psikolojik baskı altına alındığı,
6- Tashihi huruf kurslarının özendirilmesi ve kapasitenin arttırılmasının gerektiği,
7- Din hizmeti sunan görevlilerimize beden dili, iletişim ve diksiyon gibi eğitim seminerleri düzenlenmesinin faydalı olacağı,
8- Türkiye Diyanet Vakfı Şubelerinde verilen eğitim yardımı miktarının günün şartlarına uygun ve aylık olarak verilmesinin uygun olacağı,
DİSİPLİN VE SORUŞTURMA İŞLEMLERİ
1- İsimsiz, imzasız şikayet dilekçelerin 3071 sayılı kanuna rağmen işleme alındığı,
2- Asılsız ihbar ve şikayetler sonucunda, görevli hakkında şikayet ve ihbarın sabit görülmemesi durumunda kamu davası açılması konusunda 657 Sayılı Kanunun 25. Maddesi yöneticilere yetki ve sorumluluk yüklediği ve bu sorumluluğun yerine getirilmesinde titizlik gösterileceği 2009/12 nolu Başbakanlık Genelgesinde ifade edilmiş olmasına rağmen yöneticilerin bu yükümlülüğü yerine getirmediği,
3- Haklarında yapılan suçlama ve şikayet üzerine soruşturma ve inceleme esnasında görevliye peşinen suçlu gözü ile bakıldığı ve muhakkiklerce görevlilere sert ve kırıcı tavır takınıldığı,
4- Mahallinde yapılan soruşturmalarda; görevlilere idare ile olan ilişkilerine göre tavır takınıldığı, soruşturma ve incelemelerin objektif yapılmadığı,
5- Görevlilere, dernek başkanı ve muhtarlar tarafından yapılan müdahale ve baskı karşısında görevlinin sahipsiz bırakıldığı ve bu konularda müftülüklerce personeli koruyucu tedbir ve tavır alınmadığı,
6- Görevlilerin kendilerine yapılan haksızlık karşısındaki hukuki mücadelelerinin, sıkıntılarını sendikalara iletmelerinin ve sendikaların bu konudaki girişimlerinin hoş karşılanmadığı,
7- Görevlilerin hukuki müracaatlarından dolayı baskı ve keyfi uygulamalara maruz bırakıldığı,
Tespit ve gözlemlenmektedir.
Bu konuların çözümü noktasında gayretli ve özverili çalışmalarınızın beklentilerimiz arasında olduğunun bilinmesini istiyoruz.
Din görevlileri olarak bizlerde yapmakta olduğumuz görevin sorumluluğu ve misyonumuzun ağırlığının idraki ile kendimizi tartıştırmamalıyız. Kimseye görevimizi hatırlatma ve tarif etme fırsatı vermemeliyiz. İmam deyince “Devletin namaz kıldırma memuru” şeklindeki aşağılayıcı anlayışı çürütmek önemli tavrımız olmalıdır. Birbiriyle küs ve kavgalı Din görevlilerin cemaat nezdinde bir itibarının olmayacağını unutmayalım.
Bu itibarla;
Dinimiz çok iyi bilinmeli ve doğru olarak anlatılmalıdır,
Hedef kitlemiz insanlar tanınmalı onlara değer verilmeli, samimi ve güvenilir olmalı,
Dini değerleri sevdiren, ilmi ile amil (tutarlı) Örnek model insan olmalı,
Günümüz dünya şartlarını, gelişen bilim ve teknolojisini takip etmeli,
Sosyal hayatta aktif ve halkla iç içe, eleştiriye açık, hoşgörülü, birleştirici ve güler yüzlü olmalı,
İlmi ve Kültürel açıdan kendisini geliştirmiş, seviyeli ve metotlu olmalıyız.
Sadece Cami cemaati ile değil; gençlerle, komşularla, resmi yetkililerle, sivil toplum teşkilatlarıyla, münevver insanlarla ve gayri Müslim vatandaşlarımızla da irtibat ve iyi ilişkiler kuralım.
Sayın Misafirler; kıymetli arkadaşlarım;
.
Saygıdeğer Delegasyon;
Çağdaş toplumun bilinçli bireyleri olmak için, hatır için değil, hak ve hukukumuza sahip çıkmanın önemli bir aracı olduğu için,Siyasi ve idari iktidarlara yaranmak için değil,gelecekle ilgili alınacak kararlarda söz sahibi olmak için,gelişmiş demokrasinin gereği yönetime katılmak ve katkı sağlamak için,hep birlikte kamu çalışanlarının,milletimizin ve Devletimizin geleceğine yön vermek için,ekonomik,sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerimizi korumak;günün koşullarına ve insan onuruna yakışır düzeyde geliştirmek için,liyakatin esas alındığı bir düzeyde itilip,horlanmaktan,sürgün ve kıyımdan kurtulmak için,haksız,hukuksuz ve gerçekçi olmayan keyfi uygulamalara son vermek için,Adil yönetim,adil çalışma şartları,adil ve eşit ücrete kavuşmak için,”Güç” olarak,hakkımız olanı almak,toplumda yeniden saygınlık kazanmak için; Bu imkan ve fırsatı kullanmaya ve bugün herkesi yapılan hak mücadelesine katkıda bulunmaya davet ediyoruz.
Onurlu, dürüst,ilkeli,sorumlu ve kararlı bir anlayışla hak arama mücadelesinde yer almalı ve sendikalı olmayan arkadaşlarımızı bu mücadeleye davet etmeliyiz.
Sözlerimi Merhum Şair Abdurrahim KARAKOÇ’un şu sözleriyle tamamlamak istiyorum:
Yürüdüm sel oldum,durdum göl oldum
Mazluma,mağdura kıvrak dil oldum
Zulüm sıcağında serin yel oldum
Yürekten yüreğe estim, gel de gör.
Sonu hatırladım,ilki duyunca,
Kula kul olmadım,ömür boyunca
Hakkın zehrini içtim doyunca
Batılın balına küstüm gel de gör
Bazı kötülüğü kovdum elimle,
Bazı kötülüğü yerdim dilimle
Gücüm yetmeyince kendi halimle
Haksıza buğz ettim,küstüm gel de gör
Çıkar için laf davulu çalmadım,
Hiçbir yerden makam,rütbe almadım
Bildimse söyledim,korkak olmadım
Bilmediğim yerde sustum gelde gör.