BURSA ŞUBE BAŞKANI HİLMİ ŞANLI` NIN 2013 YILI CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI İLE İLGİLİ YAPMIŞ OLDUĞU BASIN AÇIKLAMASI

01 Ekim 2013
BURSA ŞUBE BAŞKANI HİLMİ ŞANLI` NIN 2013 YILI CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI İLE İLGİLİ YAPMIŞ OLDUĞU BASIN AÇIKLAMASI
TÜRK DİYANET VAKIF SEN BURSA ŞUBE BAŞKANI HİLMİ ŞANLI’ NIN 2013 YILI CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI İLE İLGİLİ YAPMIŞ OLDUĞU BASIN AÇIKLAMASININ METNİDİR. 01.10.2013

Sayın Basın mensupları;
Camiler dini hayatımızın yaşandığı önemli kutsal mekânlardır. Önemini de Kabe’ nin birer şubesi mesabesinde olmasından yani Allah’ın evi olmasından alırlar. 
Türk Milleti; İslamiyet i kabulünden sonra dinine saygı ve hürmetini ihtişamlı mabetler inşa ederek sosyal ve kültürel hayatımıza önemli abideler kazandırarak göstermiştir. İnşa edilen mabetlerde ibadetin dışında eğitim, sağlık,kültür,Hayri ve sosyal hizmetlerin sunulduğu bölümler planlanarak insana ve topluma hizmet hedeflenmiştir. Ayrıca bu şah eserler Türk Milletinin üzerinde yaşadığı vatan topraklarının tapusununda mührü olmuştur. 
Camiler, geçmişte olduğu gibi,din hizmetinin dışında da topluma sosyal hizmet sunan mekanlar olmaya bu günde devam etmelidir. 
Ancak,İstanbul’un Fethinin sembolü olan Ayasofya Camii’nin hangi sebeple olursa olsun hala ibadete kapalı olmasını Türk Milleti olarak içimize sindiremiyoruz.

Sayın Basın Mensupları;
Kutsal mekanlar kadar,bu mekanlarda görev yapacak insanlar da önemlidir. Din insan içindir. İnsanlara ve nesillere din hizmeti sunacak olan din görevlileri de dini hayatımızda camiler kadar önemli yer tutmalıdır. Bu kutsal mekanlarda görev yapan güzel insanlar sunmuş oldukları dini tebliğ görevi sebebiyle Peygamberimizin varisleridir. Bu verasete büyük samimiyet ve özveri ile sahip çıkan iman ve gönül erleri tarihimizde ve milletimizin gönlünde önemli yer bulmuşlardır. Din görevlisi muhatabı ve hedef kitlesi insan olan bir hizmet sunmaktadır. Bu hizmetin de rehberi Hz. Peygamber ve O’nun şerefli takipçilerinin iman, amel ve ahlaki konulardaki örnek davranışları olmuştur.
Din görevlisi vatanı ve milleti için büyük fedakârlıklarda bulunmuş, en zor günlerinde hizmetinde bulunmaktan büyük mutluluk duymuştur. Din görevlisi; insanımızın acısını ve mutluluğunu paylaşmış, Hayri hizmetlerde rehberlik yapmış, gelecek nesillere dinini, diyanetini,Allah,Peygamber,vatan-millet sevgisi,ana-babaya, büyük -küçüğe hürmet ve saygıyı,haram ve helali öğretmiş, cemaatinin ve komşularının dertlerini çözmek için elinden gelen gayreti göstererek 24 saat hizmet vermektedir. Bu memleketin huzur ve asayişinde Diyanetin ve din görevlisinin de payı vardır. Yapılan görevi kimse küçümseyemez ve hafife alamaz.

Sayın Basın Mensupları;


Personelin, Diyanet İşleri Başkanlığından ve dolayısıyla Hükümetten bir çok beklentisi olduğu bir gerçektir. Bu cümleden olarak;

Hac, Umre ve Yurt dışı görevlendirmelerinde adaletli bir uygulama ile herkesin bu görevlere gidebileceği bir sisteme geçilmelidir.
Din görevlilerinin haftalık izinlerinin kullanılmasında bazı müftülüklerde problem konusu olması huzursuzluğa sebep olmaktadır. Müftülüklerin mevzuatı uygulamalarında gerekli hassasiyetin gösterilmesi kaçınılmaz bir elzemdir.
Köylerde uzun süredir görev yapan ve çocuklarının eğitim durumu sebebiyle aileleri parçalanmış olan din görevlilerinin, mazeret grubunda değerlendirilmesi ile ilgili Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde düzenleme yapılması gerekmektedir.
Yönetmelikte gerekli düzenlemeye yer verilmiş olmasına rağmen, sağlık ve eş durumu mazeretlerinde görevlilerin yarışma sınavına tabi tutulmaları önlenmelidir.



Atama ve nakillerde görevlinin başka yere başvurmadan atamasının yapılacağı bir düzenlemenin oluşturulması,
Lojmanı olmayan görevlilere sağlıklı bir şekilde yaşanabilecek lojmanlar yapılması,

Cami dernek yöneticileri ve muhtarlar ile ilişkilerin düzenlenmesi,
Her düzeydeki kurum yöneticileri ile çalışanların karşılıklı ilişkilerinde insani ve ahlaki anlayışın hakim kılınması,

Çalışanların okuyan çocuklarının burs imkanlarının Türkiye Diyanet Vakfı’nca günün şartlarına göre karşılanması,
Dört yıllık açık öğretim ilahiyat bölümüne sınavsız geçişin sağlanması,
3000 ek gösterge uygulamasından bütün çalışanların faydalanması,
En küçük bir hatada hemen ceza yoluna gidilmemesi, yapılan soruşturmalarda ve verilen cezalarda unvan ve kişi ayrımı yapılmaması, 

gibi konuların çözüme kavuşturulmasında bu hafta bir vesile olmalıdır.

Her yıl tekrarladığımız bu problemlerin aynı şekilde, insan olmak bakımından herkesin eşit olduğu unutulmamalıdır. Merhamet ve paylaşma, dinleme ve anlama, güven ve samimiyet, sevgi ve saygı dilinin hakim kılınması öncelik olmalıdır. 

Katı olmadan, kırmadan, istişare ederek ve katılımcı olarak işlerin halledilmesi yoluna gidilmelidir.

Benim, senin, onun yakını, şu veya bu siyasetçinin referansı değil, yetenek ve başarısına göre, kabiliyet ve hak etmesine göre değerlendirme yapılmalıdır.

Adaletin, hak ve hukukun tesis edildiği, örnek ve öncü olduğu bir kurum olarak her tarafta hissedilmelidir.

Diyanet çalışanlarının ilkeli, kararlı ve sorumlu sendikası olan Türk Diyanet Vakıf-Sen, Diyanet çalışanlarının yarınlara umutla, güvenle ve huzurla bakabileceği bir ortamın hazırlanmasına katkı sağlamaya devam edecektir.

Çalışanlarımızın sevgi, saygı ve adalet anlayışıyla itibarlı, huzurlu ve mutlu bir çalışma ortamına kavuşmaları bizim için önemlidir. 

1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın Diyanet çalışanlarımıza ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, camiamızdan vefat etmiş hocalarımıza ve bütün görevlilerimize Yüce Allah’tan (cc) rahmet niyaz ediyoruz.

Yıllarca görev yaparak yüce dinimiz İslam’a ve milletimize hizmeti şiar edinmiş emekliye ayrılmış görevlilerimiz ile şu anda binbir türlü sıkıntılara katlanarak görev yapan vefakar görevlilerimize sevgi, saygı ve selamlarımızı sunuyoruz.

İŞ GÜVENCESİ

Bir çalışan için kazanılmış en büyük haklardan biri, iş güvencesidir. İktidar geldiği günden beri, memurluk güvencesini ortadan kaldırarak, güvensiz ve güvencesiz bir çalışma hayatı oluşturmak için altyapı hazırlamakta, türlü söylemlerle kazanılmış haklarını yok edecek uygulamalarla, memurlarımızı adeta bir ateş çemberinin içine atmak istemektedir. Türkiye Kamu-Sen defalarca Hükümetin işçi-memur ayrımının kaldırılması yolundaki gizli gündemini kamuoyuna duyurmuş, memurların bu konuda uyanık olmasını önermiştir. Son olarak başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz gün gerçekleştirilen Çalışma Meclisi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada işçi- memur ayrımının kaldırılacağını ancak bunun tarihinin netleşmediğini belirtmiştir. Başbakan İşçi-memur ayrımının kaldırılma çalışmalarına gerekçe olarak da işçi ve memurların mali ve özlük haklarındaki farklılıklara dikkat çekmiştir.



Türkiye Kamu-Sen olarak, yıllardır her ne ad altında olursa olsun tüm çalışanların iş güvencesine kavuşturulması için mücadele etmekteyiz. Ancak kamuoyuna yansıyan açıklamalardan siyasi iktidarın, kamu kesiminde memurluk güvencesini yok etmeye, tek tip istihdam modeli diyerek memurları çalışan adıyla özel sektör işçileriyle aynı potada eritmeye ve iş güvencesini kaldırmaya çalıştığı görülmektedir.



Bilinmelidir ki, cilalanmış paketler eşliğinde sunulan bu istihdam biçimi, her türlü güvenceden mahrum, tayin hakkı olmayan, aile bütünlüğünün korunmadığı, türlü istismarlara açık, sendikasız, güvensiz ve güvencesiz bir modeldir. Bu yolla memurların Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri elde ettikleri en büyük kazanım olan iş güvenceleri gasp edilmek üzeredir. Bu nedenle tüm memurlarımızı karşı karşıya oldukları bu tehlike konusunda uyarıyor; yapılan yanlış yönlendirmelere kanmamaları ve güvencelerine sahip çıkmaları için harekete geçmeye davet ediyoruz.



Sorunları çözmenin yolu, sorunların temelinde yatan nedenlerin doğru tespit edilmesinden geçmektedir. Yalnızca ülkemizde değil tüm dünyada istihdam alanında yaşanan sorunların temelinde sürekli, güvenceli işlerin azalması, esnek istihdamın, güvencesiz çalışmanın ve sendikasızlaşmasının artması yatmaktadır. Bu gelişmeler tüm dünyadaki yoksulluk oranlarının da artmasına, gelir dağılımındaki adaletsizliğin derinleşmesine neden olmaktadır. Bununla birlikte işçi ve memurların çalışan olarak tek hukuki çatı altında toplanması, özellikle devletin asli ve sürekli görevlerini yürütmekte olan memurlarımızın işçiler gibi sözleşmeli statü ile çalışmalarına ve devletin devamlılığı ilkesinin zedelenmesine yol açacaktır.



İş güvencesi, bir devletin varlığının ve hüküm sürdüğü topraklardaki egemenliğinin temsilcisi olan memurluk kavramının ayrılmaz bir parçasıdır. Memurların iş güvencelerinin ellerinden alınması demek, o devletin hâkim olduğu topraklardaki temsil kabiliyetini kaybetmesi ve kamu hizmetlerini özel sektöre, dolayısıyla küresel sermayeye devretmesi anlamına gelmektedir. Bu bakımdan memurluk ve memurların sahip olduğu haklar, yalnızca mesleki bir kavram olmaktan öteye, devletin şeklini ve egemenliğini de belirleyen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.



Türkiye Kamu-Sen olarak, devletin yönetim şeklinin de değiştirilmesini içeren bir paketin ilk belirtileri olarak gördüğümüz memurluk güvencesinin kaldırılması ve işçi ve memurların çalışan olarak aynı statüde değerlendirilmesi yolundaki girişimlere en şiddetli tepkiyi vereceğimizden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu bakımdan memurlarımız da sahip oldukları hakların gasp edilmesi noktasında son derece uyanık olmalı, hak ve çıkarlarını gerçek anlamda koruyan sendikalara daha fazla destek vermelidirler. Yarınlara daha güvenle bakabilmek, ateş çemberiyle sarılmış ülkemizin geleceğine ışık tutmak ve kamu görevlilerimizin haklarının gasp edilmesi değil geliştirilmesi için tüm memurlarımızı Konfederasyonumuz çatısı altında mücadeleye davet ediyoruz.



Her fırsatta memurluk kavramını iğdiş ederek esnek ve güvencesiz bir kamu istihdamı yaratmaya çalışanları son kez uyarıyoruz: Türk memurunun güvencelerini yok etmek isteyenler, 2 milyon 600 bin kamu çalışanının çelikleşmiş iradelerini karşılarında bulur. Böyle bir girişim durumunda, Türkiye’yi en etkili eylemlerle inleteceğimizden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu nedenle Türk memurunun en büyük kazanımını gasp etmeye çalışanlar, akıllarını başlarına almalı ve daha aklıselim hareket etmelidirler. İş güvenceleri ellerinden alınırken 2 milyon 600 bin kamu görevlisinin sessiz kalacağını düşünenler burnunun ucunu dahi göremeyenlerdir diyor, iktidarı yeni bir tehlikeyi maceraya atılmaması konusunda uyarıyoruz.

Hilmi ŞANLI
Şube Başkanı
Bu haberi paylaş: