ÇALIŞANLARIN GÜR SESİ 1 MAYIS’TA
ESKİŞEHİR’DEN YÜKSELDİ
Türkiye
Kamu-Sen olarak, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününü, Eskişehir’de, adına yakışır
bir şekilde bayram tadında, coşkuyla kutladık.
Türkiye Kamu-Sen olarak,
hiçbir şeyin ardına saklanmadan yalnızca çalışanlar ve milletin hakları için
meydanları inlettik.
Türkiye’nin dört bir yanından
yola çıkarak Eskişehir’e ulaşan işçi, memur, emekli, 4/C’li, ataması yapılmayan
öğretmenler, İ.İ.B.F. mezunları, KPSS kapısında hayata tutunmaya çalışan genç
işsizler, yüksekokul mezunları, emeklilikte yaşa takılanlar ve daha nicelerinin
oluşturduğu binler, sabahın erken saatlerinde Eskişehir Atatürk Bulvarı’nda
toplandı.
Başta Türkiye Kamu-Sen Genel
Başkanı İsmail Koncuk ve bağlı sendikalarımızın Genel Başkanları, Genel Merkez
yöneticilerimiz, Şube Başkanlarımız ve İl Temsilcilerimiz öncülüğünde Eskişehir
Atatürk Bulvarı’ndan yürüyüşe geçen kalabalık, yol boyunca atılan sloganlarla
Eskişehir’e 1 Mayıs coşkusunu yaşattı. Yürüyüş sırasında Eskişehirli
vatandaşlarımızda alkışlarla, toplanan binlerce çalışana destek verdi.
Türkiye Kamu-Sen’in İç
Anadolu’daki bu büyük coşkusu, tüm Türkiye’ye yayılırken, yürüyüşün sonunda
Odun Pazarı Meydanına ulaşan binlerce çalışan davullarla zurnalarla halay
çekerek emek ve dayanışmanın en güzel örneklerini sergilediler.
KONCUK: HAK MÜCADELEMİZE OMUZ VERMEYE,
SESİMİZE SES VERMEYE HOŞ GELDİNİZ
Odun Pazarı Meydanındaki
mitingimiz başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve tüm
şehitlerimiz için bir dakikalık saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı`nın
okunmasıyla başladı.
Meydanda toplanan binlere
seslenen Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, “Türkiye Kamu-Sen olarak
yalnızca kamu görevlileri için değil işçilerimiz, işsizlerimiz, emeklilerimiz,
gençlerimiz için Hak yolunda mücadele veriyoruz” dedi. Koncuk, “4/A’lı, 4/B’li,
4-C’li, sözleşmeli, idari hizmet sözleşmeli, geçici işçi gibi
sınıflandırmalarla, hakları her geçen gün budanan, eşinden, anasından,
babasından ayrı çalışmak zorunda kalmış, ekmeği ile ailesi arasında tercihe
zorlanmış, cefakâr kardeşlerim,
Küresel sermayenin esiri
olmuş, gözlerini vatandaşa dikmiş, üretmeden büyüme, ter akıtmadan çok para
kazanma peşinde koşan idareciler yüzünden, işsiz kalmış çilekeş kardeşlerim,
Yıllarca okullarda dirsek
çürütmüş, üniversiteye girmek ve aydınlık bir geleceğin kapılarını aralamak
isterken, her engeli geçmiş ama torpili olmadığı için işsiz kalmış genç
kardeşlerim,
Türkiye Kamu-Sen olarak
düzenlediğimiz bu güzel buluşmaya, hak mücadelemize omuz vermeye, sesimize ses
vermeye Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Hepinizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma
Gününü kutluyorum.
Değerli arkadaşlarım; Türkiye
Kamu-Sen olarak yalnızca kamu görevlileri için değil işçilerimiz, işsizlerimiz,
emeklilerimiz, gençlerimiz için Hak yolunda mücadele veriyoruz.
Eskişehir, Kurtuluş
mücadelemiz için verdiğimiz beş önemli meydan savaşının üçüne şahit olmuş,
gerçek bir er meydanıdır.
Bizler de bu güzel şehrimize,
kurtuluşumuza vesile olacak bir sürecin başlangıcı olması dileklerimizle, en
temel insani ve demokratik haklarımızı haykırmaya geldik. Toplumun her
alanında adalet talebimizi duyurmaya geldik.
Türk milleti olarak bir ve
bütün olduğumuzu bir kere daha dost düşman herkese haykırmaya geldik. Yıllardır
her 1 Mayıs’ı gereksiz tartışmalar ve gerginlikler içinde, biber gazı eşliğinde
kutluyoruz. Artık çalışan sorunlarının biber gazında boğulmasını istemiyoruz.
Dayanışma, alın terinin ön
plana çıktığı, çalışanların iş güvencesi, taşeronlaşma, sendikalaşma, ücret
sorunlarının gündeme geldiği ve tartışıldığı 1 Mayıslar istiyoruz. İşçi, memur,
emekli, işsiz her kesimden insanımızın yüreği, mutlu, huzurlu, refah içinde bir
Türkiye için atıyor.
Hak aramak kutsal bir
mücadeledir. Bizler bu mücadeleyi yalnızca bir alanda değil; her alanda, her
platformda veriyoruz. Bugün, güvencesiz ve kuralsız çalışmanın yaygınlaştığı,
yoksulluğun insanların kaderi olarak sunulduğu, çaresizliğin ve biat kültürünün
pompalandığı bir dönemi yaşıyoruz.
Çalışanların yarısı kayıt
dışında, sosyal güvenceden, emeklilik hakkından mahrum bir şekilde çalışıyor.
Çalışanlarımızın kıdem tazminatına göz dikiliyor, asgari ücret
bölgeselleştirilmek, esnek ve kuralsız çalışma biçimleri yaygınlaştırılmak
isteniyor.
Taşeron işçilerinin sayısı
toplamda 2 milyona yaklaştı. Kamuda asli işler, anayasaya aykırı bir biçimde
taşeron çalışanlarına, işçilere gördürülmeye başlandı. Biz hem bu
sorunlarla hem de adına sendika diyen ama sorunlar karşısında kafasını kuma gömen
oluşumlarla mücadele etmek zorundayız.
Bakın, bugün memurları,
işçiler gibi “Kıdem tazminatını, ihbar tazminatını verip, kapının önüne koymak”
isteyen bir iktidar var.
Çocuklarımız geleceğinden
umutsuz…
Genç işsizlikte, işsizlikte,
enflasyonda OECD ülkeleri içinde en ön sıralardayız. Her evde en az bir işsiz
evladımız var. Biz yalnızca kendi haklarımız, kendi geleceğimiz için değil,
çocuklarımızın hakları, çocuklarımızın geleceği için de mücadele etmek
zorundayız. Kamuda bizden olan olmayan ayrımı çalışma barışını
bozuyor.
Hala ülkemizde 4/C gibi
insanlık dışı bir istihdam türü mevcut ve bunların sayısı da giderek artıyor.
Devletinin verdiği görevle, milletine hizmet eden kamu çalışanlarının yaşadığı
sıkıntılar, her geçen gün katlanarak büyüyor.
FETÖ ile terör örgütleri ile
mücadele gerekçesiyle mülakat gibi adaletsiz bir sistem kamu personel rejimine
entegre edildi. Bunun üzerine bir de performans sistemi adı altında yeni bir
adam kayırma yöntemi getirilmeye çalışılıyor. Memurlarımızın lehine alınmış
yargı kararları yok sayılıyor” dedi.
KONCUK: BİRİLERİ ARTIK DOĞRULARI SÖYLEMELİ
Kamuda yaşanan ihraçlara da
değinen Koncuk, “Türkiye Kamu-Sen olarak 19 Temmuz’dan bu yana açıklamalarımız
ortada. Hep adalet ve hukuk vurgusu yaptık. Birileri doğruları söylemeli. Masum
insanları koruma mecburiyetimiz var. Yüce Allah bize bunu emrediyor. Küfre rıza
küfürdür; zulme rıza zulümdür” dedi. Koncuk, “Üstümüzden 15 Temmuz hain darbe
girişimi adeta silindir gibi geçti. Emniyetteki son gelişmelerle birlikte 108 bin
civarı ihraç var. 35-40 bin civarında açıkta olanlar var. Kimisi bakanlıkların,
bir kısmı da valilik ve rektörlüklerin açığa aldıkları…
Türkiye Kamu-Sen olarak 19
Temmuz’dan bu yana açıklamalarımız ortada. Hep adalet ve hukuk vurgusu yaptık.
Bu 15 Temmuz’un sorumluları ile hesaplaşma yapılmasın demek değil. Sorumlularla
ilgili ne yapılması gerekiyorsa yapılsın. Eline silah alan kim varsa onlarla
ilgili her şey yapılsın ama kantarın topuzu, adalet terazisi şaşmadan bunu
yapmalıyız. Üyelerimizden de ihraç edilenler oldu; terör örgütüyle alakası
olmayan insanlar var. Bunları anlatıyoruz. Hâlâ bir gelişme yok.
Bir valilik başka diğeri
başka, rektörler, bakanlıklar farklı uygulamalar yapıyor; bu nasıl çözülecek?
OHAL komisyonu kurulacaktı; hâlâ ses seda yok. Birileri sorumluluk almalı.
Birileri doğruları söylemeli. Masum insanları koruma mecburiyetimiz var. Yüce
Allah bize bunu emrediyor. Küfre rıza küfürdür; zulme rıza zulümdür.
Bugün karın ağrısı olanlar
var, geçmişten beri terör örgütleriyle koyun koyuna olanlar var. Her zaman
söyledik; şimdi bir kez daha uyarıyoruz. Ayrımcılığa yol açan, objektif
unsurlar içermeyen her uygulama, kamuda yeni yandaş oluşumların kaynağı olur.
Bugün FETÖ belasını başımıza
saran bu tarafgir anlayıştan vazgeçilmedikçe, kamuya yeni örgütler
çöreklenir. Kendi insanına, çalışanına, memuruna düşman bir anlayışa daha
ne kadar sabredeceğiz?
Hizmetlilerin ek gösterge
sorunu; memurlarımızın, teknisyenlerin, şeflerin ek ödeme başta olmak üzere,
maruz kaldıkları adaletsizlikler, çalışanlarımızı canından bezdirdi. Kamu
çalışanlarımız düşük maaşla, elverişsiz ortamlarda adeta bir sefalet içerisinde
hizmet vermeye çalışıyor.
Emeklilerimiz de düşük maaşla
yoksulluk içinde hayat mücadelesi veriyor. Kamuda aynı işi yapan, aynı özelliklere
sahip ama farklı farklı statülerde personel çalıştırmak adaletle bağdaşır mı?
Bu çalışanlarımızın hiçbirinin sahip olduğu haklar, bir diğeri ile aynı değil.
İdarecisi aynı, işvereni
aynı, görevi aynı, yaptığı işi aynı ama hakları, maaşları, izinleri, bağlı
oldukları kanunları farklı olan bir sistem olur mu? Böyle bir çağdaş yönetim
anlayışı olur mu? Böyle bir idarede, adalet sağlanabilir mi Allah aşkına?
Bu çeşit uygulamaların temel
amacı, kamudaki istihdam güvencesini yok etmek ve çalışanlarımızı adeta esir
almaktadır. Bugün ne yazık ki, çalışanlarımızın hayatı kâbusa dönmüştür.
Birileri, çalışanların iş güvencesinin olmadığı, alınıp satıldığı, kiralandığı,
istenildiğinde işten çıkarıldığı bir yapı istiyor.
Bu sistemde, her çalışanın
işsizlikle tehdit edildiği, sendikasız, güvencesiz ve güçsüz bırakıldığı; düşük
ücretli, düşük maliyetli bir istihdam piyasası oluşturmak temel hedeftir.
Memurluk güvencesinin yok
edilmek istenmesi,
Sözleşmeli personel
çalıştırılması,
4/C’li geçici işçilerin
sayısının her geçen gün artması,
İşsizlerin bir çığ gibi
büyümesi, işte hep bu yüzdendir.Bu nedenle, ekonomik krizlerde fatura,
çalışanlara çıkartılıyor. Kurumlar arasındaki ücret adaletsizliği almış başını
gidiyor.Maaşlar açıklanan enflasyon kadar artıyor; gerçek enflasyon karşısında
eriyor.
Diyor ya ozan (Aşık Mahsuni
Şerif);
“Milletin sırtından doyan
doyana,
Bunu duyan yürek nasıl
dayana?
Yiğit muhtaç olmuş kuru
soğana,
Bilmem söylesem mi;
söylemesem mi?”
Elbette söyleyeceğiz, elbette
mücadele edeceğiz.Yap-boz tahtasına döndürülen eğitim sistemini söylemeyecek
miyiz? Gençlerimizin kararan geleceği için bir şeyler yapmayacak mıyız?350 bin
atanamayan öğretmenimizin sesi olmayacak mıyız?
Elbette, elbette mücadele
edeceğiz. Milletimizin derdi ile dertleneceğiz. Her dört gencimizden biri
kayıtlı işsizdir. 400 bin iktisadi idari bilimler mezunu, 250 bin sağlıkçı, 779
bin meslek yüksekokulu mezunu, 2 milyon lise mezunu işsiz, aşsız, hayata
tutunmaya çalışıyor.
Garip, gureba; fakir, fukara
edebiyatı yapanların gariplerin, fakirlerin sorunlarına kulak tıkadığını
gördükçe üzülüyoruz. Birileri zevk-ü sefa içinde yaşarken bin 400 lira ile bir
ay geçinen asgari ücretliyi, 2 bin 200 lira yetinmek zorunda kalan memurumuz
adına kahroluyoruz. Bu ülkede iş bulmanın bir dert, çalışmanın ayrı bir
dert olduğunu biliyor, sorunların çözülmesini istiyoruz.
Performansa dayalı maaş
sistemi ile sağlık çalışanlarının, KİT çalışanlarının, PTT çalışanlarının
canına okunuyor.Sağlığımızı, hayatımızı emanet ettiğimiz kamu çalışanlarından
doğru teşhis, doğru tedavi yerine, daha çok hastaya bakması isteniyor.
Buradan yetkililere
sesleniyorum:
Atama bekleyen
öğretmenlerimizin atamasını derhal yapın!
İşsiz gençlerimize istihdam
kapılarını açın!
Emekliyi hor görmekten vaz
geçin!
Memura olan nefretinize bir
son verin!
Bizim gencimize, bizim
işsizlerimize sahip çıkın!
Sorunlar yalnızca eğitimde,
sağlıkta mı? Büroda, ulaşımda, imarda, enerjide, tarım-orman işlerinde,
kültür-sanat alanında, yerel yönetimlerde, haberleşme, diyanet çalışanları,
hangi alana bakarsak orada bir sorunla karşılaşıyoruz; çalışanlarımızın ezildiğini
görüyoruz” dedi.
KONCUK: "TARİHİ TOPLU SÖZLEŞMEYE İMZA
ATTIK" DİYENLER İMZALARINA SAHİP ÇIKAMAMIŞTIR
Ekonomik sıkıntıları ve
çalışanların kayıplarını da değerlendiren Genel başkan İsmail Koncuk, “2002’den
beri ülke ekonomisi sürekli büyürken memurlara aynı oranda bile zam yapılmadı.
Bu yüzden maaşlar olması gerekenin %40,8 yani tam bin 85 lira altında kaldı. 11
milyon emekli unutulmuş durumda…2015 enflasyon farkı hakkımızla oynanması
nedeniyle maaşlarımızın %1,8’i çalındı” dedi. Koncuk, “Enflasyon aldı başını
gidiyor. Hayat pahalılığı hepimizin cebini yakıyor. Bu yıl üç aylık enflasyon
tam %4,34… Memura altı ay için verilen %3… Üç ay içinde maaşlardaki resmi erime
%1,34…
Ama bu üç ay içinde gıda
%10,8; sağlık %13,3; ulaşım %11,5; ısınma %4,7; temizlik ise %4,5 oranında
zamlandı. 2016 mart ayı ile 2017 mart ayı arasında ise enflasyon ortalama
olarak %11,29 olarak gerçekleşti. İki gün sonra nisan enflasyonu da açıklanacak
ve bu rakamın üzerine eklenecek.
Yani cebimizdeki delik daha
da büyüyecek. 2002’den beri ülke ekonomisi sürekli büyürken memurlara aynı
oranda bile zam yapılmadı. Bu yüzden maaşlar olması gerekenin %40,8 yani tam
bin 85 lira altında kaldı.
11 milyon emekli unutulmuş
durumda…2015 enflasyon farkı hakkımızla oynanması nedeniyle maaşlarımızın
%1,8’i çalındı. Yargı kararıyla 550-650 lira ek ödeme almaya hak kazanan
4/C’liye 150 lira ek ödeme verilmesi kararıyla geçici çalışanlarımızın 400-500
lirası ellerinden alındı.
Sözleşmeli personele,
4/C’lilere, taşeron çalışanlarına, memur işi yapan kamu çalışanlarına kadro
verilecekti, KİT’lerde ücret grupları yeniden düzenlenecekti, fiili hizmet
zamları yeniden belirlenecekti, unutuldu. Toplu sözleşmenin üzerinden 2 yıla
yakın zaman geçti ama 19 maddesi hala uygulanmadı.
Yani bu bir zulümdür. Memura
%3+4’e alkışlar eşliğinde imza atanlar bu zulme ortak olmuşlardır. Tarihi toplu
sözleşme imzaladık diyenler, tarihi bir gaflete imza atmışlar ama bu imzalarına
dahi sahip çıkamamışlardır. Ne büyük bir ayıptır ki, bu sendika geçtiğimiz
günlerde kendisini Kamu Denetçiliği Kurumuna şikâyet etti.
Aslında dedi ki, biz bu işi
bilmediğimizden 2015 yılında bir yanlışa imza attık ve 4/C’lilerin ek ödeme
hakkının gasp edilmesine göz yumduk. Şimdi yetki dönemi ya sanki toplu
sözleşmenin altına başkası imza atmış gibi utanmadan, sıkılmadan gittiler
alkışlar, tezahüratlarla imzaladıkları toplu sözleşmenin sonucunu şikâyet
ettiler.
Ozan çok güzel söylemiş (Ali
Ekber Çiçek):
“Dünya için gül benzini
soldurma.
Halden bilmeyene halin
bildirme,
Tabip olmayana yaran
sardırma,
Azdırırsın bir gün yarayı
gönül.”
Şimdi ne başımızdakiler ne de
yetkilendirilmiş sendikamsı yapıların memurun halinden anlamadığı çok açık.
Sendikacılıktan anlamayanların yetkili olduğu yerde de yaralar sarılmıyor,
memurun yaraları azıyor işte” dedi.
KONCUK: BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZ OLDUĞU
MÜDDETÇE BİZİ KİMSE YIKAMAYACAK
“Kim devlet memuruna düşmansa
bize dost olamaz” diyen Genel başkan İsmail Koncuk, “Bugün kamuyu istediği gibi
dizayn etmek uğruna yargı kararlarını dahi hiçe sayanlar var. Ama şundan eminim
ki, birliğimizi ve beraberliğimizi yenecek hiçbir güç de yok. Bizler birlik
oldukça, hiçbir güç, bizleri yok saymaya, haklarımızı gasp etmeye
yetmeyecektir” dedi. Koncuk, “Şu bilinsin ki, kim devlet memuruna düşmansa bize
dost olamaz. Devlet memuruna hasım olan bize de hasımdır. Bizim gözümüzde
muteber değildir. Aynı zamanda emekliyi de sıkıntıda bırakanlar, bizden
asla olamazlar. Hiçbir güç, bizleri yolumuzdan döndüremeyecek.
Gerçek anlamda sendikal
haklarımıza kavuşmak, sosyal devlet ilkesini hayata geçirmek için kararlılıkla
mücadele edeceğiz. Toplumumuzdaki gerginliklerin, kutuplaşmaların son bulması,
milli birlik ve beraberliğimiz, hoşgörü ikliminin yeniden yeşertilmesi için
bütün azmimizle çalışacağız.
Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin tüm kurumlarının hukuk devleti anlayışıyla hareket etmesi için
kararlılıkla mücadele edeceğiz. Toplu pazarlık ve örgütlenmenin önündeki
engeller kaldırılsın diye, vatandaşlarımızın yüzü gülsün diye daha çok
çalışacağız. İstihdamın korunması, geliştirilmesi ve işsizliğin önlenmesini
istiyoruz.
Adil bir gelir dağılımı
istiyoruz.
“Nimette de külfette de
adalet olsun” diyoruz.
Güvenceli bir çalışma hayatı
istiyoruz.
Taşeronlaşmanın son
bulmasını, esnek, güvencesiz, sözleşmeli personel istihdamının kaldırılmasını,
asıl işin taşeronlara yaptırılması uygulamasından vazgeçilmesini istiyoruz. Dar
ve sabit gelirlinin üzerine bir karabasan gibi çöken vergi adaletsizliğinin son
bulmasını istiyoruz. “Çalışanların, emeklilerin açlık sınırının altında ücret
almasına son verilsin” diyoruz.
Çok kıymetli kardeşlerim,
Ülkemizi gerginliğe sürükleyerek, memurun, işçinin, emeklinin sorunlarını
hasıraltı etme, gündemi saptırma amacı güdenler, çalışanlara ve sendikacılığa
en büyük darbeyi vurmaktadır.
Çalışanların örgütlü
mücadelesini zayıflatarak, küresel saldırılar karşısında bizleri çaresiz
bırakmak isteyenler var. Ne yazık ki bugün, çalışanlara karşı uygulanan
hukuksuzluk var.
Bugün, kamu görevlilerine
verdiği sözleri unutanlar, attıkları imzaya sahip çıkamayanlar var. Bugün karın
tokluğuna çalışacak bir iş arayan milyonlarca işsizimiz var. Üniversiteyi
bitirmiş ama çaresizlik içinde kıvranan milyonlarca gencimiz var.
Yüz binlerce okulda
milyonlarca öğrenci öğretmen beklerken; ataması yapılmayan yüz binlerce
öğretmenimiz var. Bugün emeğinin karşılığını alamayan, alın terini akıtan ama
kıymeti bilinmeyen çalışanlar var.
Bütün bu olumsuzlukların
üstüne, bizleri birbirimize düşürmek isteyen, her fırsatta milletimiz içine
nifak tohumları ekmek isteyenler var. Bugün vatandaşlarımızı bizden olan
olmayan diye ayırmak için mülakat sistemini dayatanlar; performansı getirmek,
iş güvencesini yok etmek isteyenler var.
Bugün kamuyu istediği gibi
dizayn etmek uğruna yargı kararlarını dahi hiçe sayanlar var. Ama şundan eminim
ki, birliğimizi ve beraberliğimizi yenecek hiçbir güç de yok. Bizler birlik
oldukça, hiçbir güç, bizleri yok saymaya, haklarımızı gasp etmeye
yetmeyecektir.
Ne mutlu ki, bugün burada
toplanan kalabalığa baktığımda, aydınlık bir gelecek görüyorum. Bugün burada,
hak mücadelesinin kutsiyetine inanmış, Hakkı istemenin Allah emri olduğunu
görmüş, “birlikten kuvvet doğar” diyen milyonların iradesini görüyorum.
Aziz vatanımızın dört bir
yanından güzel Eskişehir’imize akın eden siz dava arkadaşlarımın coşkusu
kardeşliğimizin eseri; imanımızın, azmimizin, kararlılığımızın işareti;
geleceğimizin teminatıdır.
Bu birlikteliğimiz, bu
mücadele azmimiz sürdükçe, önümüzde hiçbir gücün duramayacağından emin olun.
Bizleri ayırmaya, kardeşi kardeşe kırdırmaya çalışanlar asla bu emellerine
ulaşamayacak. Bir arada daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz, haklarımızı
elde edebilmek için daha güçlü bir mücadele vereceğiz.
Bu birliktelik, Türk
milletini ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini, bir ve bütün olarak ilelebet
payidar kılacaktır. Bizler alın terinin ve yüreğimizin gücünün farkına
vardığımızda emin olun, bütün zorlukları aşacağız. Türkiye Kamu-Sen’in bu
coşkusu, bu birlikteliği memurlarımızın tek umudu, gerçek temsilcisi olduğunun
göstergesidir. Ama haksızlıklar karşısında sessiz kalırsak, memurlarımız
iktidar yandaşı, emek düşmanı sendikalara destek vermeye devam ederse çalışana
ve çalışan haklarına karşı saldırılar da artarak devam edecektir.
Şehitlerimizin kanları
üzerine kurulmuş devletimizin ilerlemesi, birlik ve beraberlik içinde yaşayan
mutlu, huzurlu vatandaşlarla mümkündür.
Ya hep birlikte doğru tarafta
durup, Hakkın yanında yer alıp başaracağız ya da tefrikaya düşüp hep birlikte
yok olacağız. Bizler işçisi, memuru, emeklisi, işsizi ile birlik olmak
zorundayız.
Tek başımıza yalnız kalırız
ama hep birlikte dağ olur, direniriz; sel olur, her engeli aşarız.
Tek başımıza güçsüzüz ama hep
birlikte yenilmez oluruz.
Biz birlikte Türk oluruz,
Türkiye oluruz.
“Fırlamışım yayımdan, ok
hedefi mutlaka bulur
Son kale, son akında, ancak
böyle kurtulur.
İnsan denmez bir avuç yal
için sürünene
İnsan denmez sesimden ürküp,
dev görünene
İnsan denmez gözyaşı döküp,
ter dökmeyene
İnsan denmez hedefi görüp diz
çökmeyene
Ben şüheda nesliyim, başkaya
varmaz dilim
Belki mağdurum ama, asla
meyus değilim.
Gökbayrak Albayrağa bir gün
çizerken ufuk
O büyük kurtuluşa yürürken
çoluk çocuk.
Bu nefes bu bedeni terk edip
de gitse de
Ruhum at koşturacak, o büyük
hengamede
Hâlâ tevekkülde mi kararlısın
yoksa?
Sükût neyi halleder, yaran
oyuk oyuksa?
Tevekkül Allah’adır zillete
katlanılmaz!
Ya hayat ya ölüm! Bunun ötesi
olmaz.
Ne mutlu Türküm diyene!

